banner2

Bursa’da ‘düşük’ profil prim mi yapıyor?

Yaşamının elli yılını Bursa’ya bakarak, baktığını görerek, gördüğünü ifade ederek yaşayan bir adam olarak düşük profili neden sevdiğimizi bulamadım.

Siyasette, iş dünyasında, sosyal yaşamda, sporda, sivil toplum kuruluşlarında biri bir yere gelecekse aykırı olmayacak ve düşündüklerini değil, kendisinden istenileni yapacak. Yoksa egemenlerden yol alamaz ve destek göremez.

Oysa ki; bir göreve talip olmak birikim, beceri, vizyon, duruş ve iddia gerektirir. Bu özelliklere sahip bir kişinin profili ve egosu yüksektir. 

İşte Bursa’da bu hal ve gidiş oldum olası sıkıntı yaratır. Uslu, uyumlu, ağzı var dili yok çocuklarla yola devam edilmesinin alî menfaatlere uygun olduğu düşünülerek karar verilir ve seçim yapılır.

Sonunda ne mi olur? 

Bursa sürekli kaybeder.

Bu kader midir? 

Kader sayılır ama asla değildir.

Meselâ;

Bazen bir süreç yakalanır ve başarı öylesine gelir ki; 16 Mayıs 2010’da olduğu gibi o gün işte bu gün dediğimiz gündür.

Tıpkı 16 Mayıs’ta futbol baronlarının elinden söke söke ve bağırarak çağırarak değil en centilmence aldığımız Süper Lig şampiyonluğu gibi…

O takımın şampiyon Teknik Direktör Ertuğrul Sağlam’ı vardı.

O takımın yürekli, fedakar şampiyon futbolcuları vardı.

O takımın fair play şampiyonu muhteşem bir taraftarı vardı.

Bir de o takımın karakterli, kararlı, duruşu sağlam, sözünü tutan, eğilmeyen, yüksek profilli bir şampiyon başkanı vardı. 
16 Mayıs’ın mimarı İbrahim Yazıcı’dır.

Özlüce’de ondan izinsiz yaprak kımıldamazdı. Ortak akla inanır, fikir sorar, görüş alır ama bedelini kimseye ödetmemek için kararı kendisi verirdi. 

Çok sevilirdi ama herkesin onu sevmesini beklemezdi. Öyle olsa sıkıntı olacağını bilirdi. Özgüveni ve egosu yüksekti.

Onun zamanında Özlüce’ye adım atmayan ya da atamayan siyasi figürlerin hepsi istatistik oldu ama şehrin kalbinde yaşıyor.

Mesela;

Bursa Ticaret Borsası ve onun borsanın ona ata mirası olduğuna inanan 40 yıllık  başkanı Rıza Aydın vardı. Koza, ipek gibi üretim ve ticareti gündemden düştüğü ve alışveriş enstrümanları geliştiği, değiştiği için Bursa kamuoyunun Borsa bilgisi ve ilgisi olmadığından seçimler muhtar seçimleri kadar bile yankı uyandırmıyordu.

Rıza Aydın suya sabuna dokunmadan, kimse ile derdi olmadan ve ama Borsa’nın özgül ağırlığını sıfırlayarak gayet güzel bir şekilde yönetiyordu. 

Yasal evrak servis eden bir sekreter ekibiyle Bursa Borsası’nı 40 yıl boyunca yönetebilmeyi, hem de ayrı bir meziyet göstererek kapalı bir kutu misali idare edebilmeyi başaran Rıza Aydın, ardında hiçbir iz bırakmadan kayboldu gitti.

Onun yerine gelen Özer Matlı ve ekibi ilk günden itibaren, özgüveni, duruşu, kararlılığı ve kamuoyunda yarattığı etki ile Borsa’nın Bursa için önemini ortaya koydu. Bizler de Borsa’nın 50 senedir, sadece yılda 15 gün Koza Han’da koza alışveriş şovundan ibaret olmadığını anladık.

Özer Matlı başarılı bir iş adamıdır. İddialıdır. Keskin bir ticari zekaya sahiptir. Özgüveni ile farkındalık sahibidir. Elbette onun da sevenleri çoktur ama sevmeyeni olduğunu iyi bilir ve pozisyon alır. Düşüncesini söyler, ekip çalışmasına inanır ve arkasında durur.

Bunun sonucunda da TOBB Yönetim Kuruluna seçilir.

Ancak TOBB’nun yapısı itibariyle oraya ilk yakışanın BTSO olması gerekirken neden Ticaret Borsasının yönetime girdiğini iyi ve doğru okumak gerekir.

Süreci Özer Matlı’nın büyük başarısını küçümsemeden hatta alkışlayarak yorumlamak gerekir.

Bursa’da düşük profilli seçimlerin keyfini içerde sürenler, dışarda ödenmekte olan bedelini düşünmüyorlar. 

Türkiye’nin en çok istihdam, üretim, katma değer yaratarak, en çok ihracat yapan illerin başında olan Bursa’dan TOBB'da BTSO’dan da bir üye yani iki üye olmaması hayal kırıklığı değil midir?

Bizim düşük profil sevdamızı anlayan beri gelsin!

YORUM EKLE