banner2

GÖRECEĞİZ…

Bakınız, benim hayatım darbelerin acısını yaşamakla geçti…
İnanınız, eğer 15 Temmuz’da Türkiye’de olsaydım; beni ya köprü üzerinden tankların karşısında, ya da Ankara’da TRT ‘nin önünde görürdünüz.

1973 yılında, Faruk Gürler’i, Meclisi kuşatarak, hatta dinleyici localarından Meclis koridorlarına taşıp tehditlerle Cumhurbaşkanı yapmak isteyen generallere karşı direndiğimiz gibi, 15 Temmuzda darbeye direnenlerin arasında yer alırdık.
Kimse atıp tutmasın, 15 Temmuz’da direnmek, sadece iktidara mahsus değildir.

Evet, o gün meclise koşanlar sadece iktidar partisi mensupları değildi.
Muhalefet mensupları da oradaydı. Çünkü milli irade kavramı, sadece iktidarı değil, muhalefeti de ihtiva etmektedir.

Vatanı sevmek, sadece cephede ölmek; ya da, kurşun yiyip sakat kalmak, gazi olup madalya takıp gurur duymak değildir…
Elbette, hem dinî inançlarımız, hem de milliyetçi duygularımız, şehitlerimize de, kahramanlarımıza da cenneti layık görür.
Şehitlerimizin de, gazilerimizin de çocukları nesiller boyu, bu mensubiyetleriyle gurur duyar.
Ama şehit olmak, ya da gazi olmak şansını yakalayamayanların da , yaptıkları hizmetler çerçevesinde vatanseverliklerini değerlendirmeliyiz.

 

Ülkesinin refah içinde yaşamasını isteyenler de, vatandaşlarına en demokratik hakları layık görenler de, hiç şüphesiz vatanseverdir.
Onlar, evrensel hukuka, evrensel insan haklarına ve demokrasinin evrensel kurallarına inanırlar.

 

Çünkü bilirler ki, gerçek eşitlik bu evrensel değerlere riayetle mümkün olur.
Çünkü bilirler ki, dindarlar için de, dinlerini en iyi yaşayacakları rejim, demokratik rejimdir.
Çünkü bilirler ki, diğerlerin haklarını unutmadan herkesin , en iyi yaşayabileceği rejim de, demokratik rejimdir.
Çünkü bilirler ki, insan olmanın haysiyeti, yalnız demokratik rejim tarafından korunur.
Tabii, demokratik rejimin getireceği huzur sadece bunlardan ibaret değildir.
Artarda, “ Çünkü bilirler ki,” diye başlayan cümleler kurmak elbette mümkündür.

Buna inandığımız için, belli bir ciddiyet içinde, devlete ve devletin makamlarına saygımızı kaybetmeden; yani, o makamda, o anda kimlerin bulunduğuna aldırış etmeden biz inandıklarımızı söyleriz.
Bunun için, 15 Temmuz gününden beri,
İdam cezasını getirseniz, Avrupa Birliğine giremezseniz; hele bunu geçmişe şamil olarak düşünürseniz, değil Fetö’yü, Yunanistan’ a kaçan onbaşıyı bile getiremezsiniz, dedik.

Israr ettiniz; peki getirebildiniz mi?
Sosyal devlet adil devlettir, adil devlet cezaların şahsiliğine ve kanuniliğine inanır, suçu kanuni ve sıhri hısımlara teşmil etmez, dedik.
Dinlemediniz.
Peki adil olabildiniz mi?

Şimdi de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarına uymak zorundasınız, diyoruz.
Siz, “Hayır” , diyorsunuz..
Bunun mümkün olmadığını, siz de, biz de biliyoruz.
Göreceğiz…
Ne kadar hüsrana uğrarsak uğrayalım, ülkemizi sevdiğimiz için, siz inansanız da, inanmasanız da, “Evrensel İnsan Haklarını “ ve “ Evrensel Demokrasinin Kurallarını “ anlatmaya devam edeceğiz.

YORUM EKLE