banner2

Huysuz İhtiyar

Türk mizahının büyük ustalarından Oğuz Aral'ı anmaya başladım sık sık. Rahmetli 'Huysuz İhtiyar' kavramını kendisiyle nede güzel örtüştürüyordu.

Yaşlar ilerledikçe, yaşamla ilgili ayrıntılar da giderek yorucu olmaya başlıyor. Günlük hayhuyların içinde sizi yıpratan etkenler artışa geçiyor sanki. Herkes için gerçekten böyle mi yoksa yalnızca ben mi bir 'Huysuz İhtiyar'lığa doğru koşuyorum!

Sıradan günlerden biri, diğeri...

Sabah yataktan çıktıktan hemen sonra, telkinler doğrultusunda; bünyeye ''ooo ne kadar güzel bir gün'' hissi empoze etme, derin derin nefes alıp verme egzersizleri yapılır. Duş ve kahvaltıyı müteakiben yallah dışarı.

Asansörde, merdivenlerde ya da binanın kapısında komşulardan biri denk gelir genellikle. Doğal olarak karşılıklı günaydınlar denilir ve uygun olan kapıyı açar. Ben nedense doğal olmayanlarla karşılaşıyorum sanırım. Hanımefendi dışarıdan içeri girecek, ben de kapıyı açıyorum.

Büyük bir ciddiyetle ve hiçbir şey söylemeden geçip gidiyor. Arkasından 'teşekkür ederim' diyorum. Şöyle yarım bir dönüş yapıp, ne oldu der gibilerden bakıyor ve gidiyor. Eee kadın kim bilir kim değil mi? Çok ta parası vardır şimdi bunun! Neyse fazla terbiyesizlik yapmayayım ben!

Başka bir gün merdivenlerden inerken hemen arkamdan birisi geliyor, kapıyı açıyorum ve yol veriyorum. Hırbo, bunu zaten yapmam gerektiğini hissettirir bir tavırla çıkıyor. ' Zahmet oldu' diyorum. 'İşim var' diyor, belli belirsiz. Aracın ön camında bir bakanlığın müsteşarlığına ait olduğunu gösteren kartı fark ediyorum. Adam haklı be kardeşim, işi gücü var, bir de seninle mi uğraşacak! Daha sabah sabah gereksiz huysuzlukların anlamı ne?

Neyse sıra trafikte! 15 dakikalık yolda inanılmaz atraksiyonlar. Sağdan geçenler, yol bulamayıp bu kez solunuzdan geçenler, teknolojinin geri kalmışlığı yüzünden üstünüzden uçamayıp kahrolanlar...

Hepsi karayollarında. Yalnızca, görevleri bu yolları denetlemek olan polisler yok. Onlar cavcavlı, ışıklı, herkesin alabileceği kadar ucuz ve lüx bile denmeyecek araçlara eşlik ediyor olmalılar. Sana ne be kardeşim!

İşyerimle ilgili işler için bankalara uğramam gerek. Eğer kartınız varsa aynalı numara alıyor, koca tribün beklerken sahaya önce siz atlıyorsunuz.

Ulan şimdi orada uzun süredir bekledikleri her hallerinden belli tintonlar var.

Yakışır mı benim gibi eski tüfeğe?

Hemen yol veriyorum tabi.

Bu öncelik uygulamasını savunanlar çok. Özellikle şirketler adına gelenler. Ama daha usturuplu yapın, ayrı bir bölüm kurun, insanların gururlarıyla oynamayın lütfen değil mi?

Olmaz! Kuralları paraları olanlar belirliyor çünkü!

Ay sonu geldiğinde sıradan işlerden biri vergiler. İnternetten halledemediğim bazı ödemeler için doğrudan vergi dairesine gidiyorum, numaratörden sıra alıyorum ve bekliyorum.

on tane vezne var ya, sıra nasıl olsa hemen gelir diyorum.

Diyorum da kendime diyorum?

Veznelerden dördünde kimse görünmüyor.

En az ikisi kesin para istifliyor. Durumumuz geri kalanların insafında. Adamlara bir şey sormaya da gelmiyor.

Öyle bir bakışları var ki; 'Hem paranın içinde yüzüyorsun, hem tatava yapıyorsun. İstersem 3 gün bekletirim. Ben devletim kardeşim!' Düşünüyorum da; ben işimi kurarken bunlar para mı vermişti yoksa? Hatırlayamıyorum ki! Neyse ayıp etmeyeyim şimdi deyip kenarda beklemeyi sürdürüyorum.

Akşamüstü eve dönerken markete uğramak alışkanlık olmuş. Neredeyse yirmi yıldır dostlarımızın mekanından alışveriş yapıyorum.

Süre az buz değil. Burada çalışanların çoğuyla yakındım. Yeri geldiğinde onların arkadaşı, abisi, amcasıydım.

Günaydın, iyi günler, iyi akşamlar gibi benim için sıradan dileklerime mutlaka karşılık alırdım. Şimdi büyük bir bölümünün sesini çıkarmamasının üzüntüsünü yaşıyorum.

Bu tür örnekler her alanda ve inanılmaz bir şekilde hızla çoğalıyor. Asıl kaygılanması gerekenlerinse işyeri sahipleri oldukları kesin!

Siteye girerken güvenlik görevlisi arkadaşlarla mutlaka selamlaşırım. Hatta uygun olduklarında onlarla sohbet ederim. Hepsi çok temiz çocuklar, büyük bir özveriyle görevlerini yerine getirmeye çalışıyorlar. Sıkıntıları çok fazla ne yazık ki!

Çocukların çevreye verdikleri zararlarla ilgili uyarıldıklarını, bunu çocuklara yansıttıklarında ise çok ters tepkilerle karşılaştıklarını öğrendim.

Yalnızca bir örnek yeter!

Henüz ilköğretimde okuyan bir çocuğun, güvenlikçi arkadaşların bahçe lambalarını neden kırdığı sorusuna verdiği yanıt; 'Paranızı biz ödüyoruz, seni ilgilendirmez'!

Artık; güzel komşulukların, mütevazi insanların, kurallara uyanların dönemi bitti!

Devir saygı ve sevgiyi yitirenlerin. kalitenin önüne parayı koyanların devri oldu!

Askerlik biter, 'Huysuz İhtiyarlık' bitmez!

YORUM EKLE
YORUMLAR
Cem sarıkasap
Cem sarıkasap - 2 yıl Önce

Eline diline sağlık abi ne güzel yazmışsın