banner2

Kasım'da Ankara

Televizyon binamızın pencereleri Anıtkabir'e bakardı.

Yeni yaşıma birkaç kez bu manzarada, montaj odasında girdiğim olmuştu. Ağustos sıcağında...

2015...

Çanakkale Zaferi'nin 100.yılında Anıtkabir çok başka bir atmosfere bürünmüştü. 1915 adet dilek feneri gökyüzüne salınmıştı. Askerler o zamana uygun üniformalar giymişlerdi.

Başkent ile yeni yeni kaynaşmaya başladığım zamanlardı. Sonraları gide gele, "bizim ev" oluvermişti Ankara benim için.

Gitmeye sebep çoktu.

Aslında bir sebebe de gerek yoktu!

Herkesin kalbi biraz Ankara'dadır aslında...

Benim için her şehrin ritüelleri vardır. Zamanla, kendiliğinden oluşuveren. Ankara'da portakal suyu tutkunluğum vardır mesela. Belli noktalarda, minibüsler içinde satılan tazecik portakal suları. Abartılacak bir yanı yok belki ama detaylar, sizin onlara yüklediğiniz anlamlarla büyür. En son Ağustos ayında bayramda gittiğimde vardı, Kasım'da yok olmuşlar.

Bu kez plansız programsız, takıldım arkadaşlarımın peşine.

ODTÜ

Sevdiğim, değerli bir dostumun misafiri oldum, ülkemin yüz akı dediğim ODTÜ'de. Bir tam günümü ODTÜ'de geçirdim, birkaç gezi yazımı kütüphanesinde yazdım. DEVRİM Stadında duygulandım, yemek zamanı ise benden mutlusu yoktu.

ODTÜ'de Ne Yenir?

Böyle bir başlık aklımın ucundan geçmezdi ama yazmamak haksızlık olurdu. Cemal Süreya'ya özel bir bağım vardır benim. Dolayısıyla kahvaltılara. Kahvaltı denilince de omlete. Daha iyisini tadana kadar da "Omlet ODTÜ'de Yenilir" diyorum. Malzeme zengini, görsel bir şölen oldu tabağımda. Üstelik taze sıkılmış portakal suyu da vardı. Burada salata, soğuk meze ve kahvaltı zengini bir yerde, aydınlık beyinler, en önemlisi çeşit çeşit ağaçlar arasında, ormanda kahvaltı yapmak bana enerji depoladı. Malumunuz “bozkırdan bir orman yaratmanın” en güzel örneğidir burası.

DEVRİM STADYUMU

1968'den bugüne silinmeyen yazı: "DEVRİM"

2008'de yenilenmiş haliyle; "parkasını giymiş uzun boylu yakışıklı selamı" veriyor gelip geçene. Bir müzisyen basamaklara oturmuş, "Devrim'e karşı" saksafon çalıyor. Ve ben "devrim en çok sanatla gelir..." diyorum.

Stadın içerisindekiler yürüyüş yapıyor, koşuyor. Ellerde kitap var. Müzik aleti var. Burada sanat var, spor var, edebiyat var, bilim var, her adımında bir heykel var. İnsanlar köpekleriyle çimlerde.

Ne denir ?

"ODTÜ çok aydınlık gelsenize..."

URİMÇİ UYGUR RESTAURANT

Cebeci'deki, Urimçi Uygur Restaurant akşam yemeği adresimiz oldu. Farklı lezzetler bana hep heyecan verir. Bazen hayal kırıklığı bazen harika kazanımlar olur, yeni tatlar. Ben arkadaşımın tavsiyesiyle Lağman (Legman), Samsa ve Uygur mantısı denedim.

Lağman; bol sebze, et ve baharatlı makarna kavurmasıymış.

Samsa; güzel kızarmış, kenarları özenle katlanmış hamur içerisinde, haşlama et. Mantı ise Kırgız mantısını andıran, bizim mantılarımızdan oldukça büyük yine parça etliydi. Etleri, buharda pişirmek Uygur mutfağının olmazsa olmazıymış.

Oturduğunuz an masaya termosla çay geliyor ve yemek öncesi, yemek sırası ve sonrasında sürekli çay içiliyor. Diğer masalardaki Uygur Türkleri yemek boyunca, çaylarıyla kadeh kaldırdılar.

Bence en önemlisi ise lezzetler ile çalışanların güleryüzlü, hoş sohbetinin, ortamın donatıldığı tablolar ile bütünleşip; size yediklerinizin ana vatanındaymışssınız gibi hissettirmesi. Farklı lezzetler sevenlere, mutlaka tavsiye ediyorum Urimçi Restaurant'ı.

Adres: Ön Cebeci Mah. Ziya Gökalp Caddesi No:76 Çankaya / Ankara

"Unutmayın, iyi rehber insana şehir sevdirir..."

Soğuk bir Ankara Gününde

Kızılay'da semaver çayı - Ankara Simidi (Kara Simit) eşliğinde, güvercinlere yem atan çocukları saatlerce izleyebiliyor insan. Semaverlerden çıkan duman, kuru Ankara soğuğuna etki etmese de kanat çırpışan kuşlar arasındaki çocukların heyecanları, insanın içini ısıtıyor. Güzel olan ne biliyor musunuz? Elindeki simitten en az bir parçayı kuşlara atan insanlardaki ruh. Güvenpark'ın güvercini boldur. Siz istemeden elinize sıcak bir çay tutuşturuluverir bazen. Termoslarda satanı da var ama semaver çayının yeri başka.

Soğuk bir Ankara gününde;

Semaverler yanıyor,

Güvenpark'ta kuşlar uçuyor.

Sıcacık dakikalar... Üstelik Kasım soğuğunda!

YORUM EKLE