banner2

KASIM’DA ANTALYA…

Yolda olmak

"Göç yolda düzelir" derler, yıllardır hayatlarını gözlemlediğim yörükler. İnsan da kendini yaşayarak buluyormuş, kendimden biliyorum. Ben kendimi yolda buldum. İnsanın yaşamı; en kadim yolu olduğuna göre; "insan kendini yolda tanır" diyorum. Ben hikayeme YOLDA OLMAK dedim... Kimliğimi yolda buldum. "Seyahat etmek özgürlüktür" sözü bir slogan olmanın çok ötesinde. 2011 yılında, ilk yalnız seyahatim Antalya'ya olmuştu. Mart ayıydı o zaman ... Yağmur vardı...

Şimdi yedi yıl sonra, bir Kasım günü... Hem de yağmurlu bir Kasım gününde... Tekrar Antalya'ya gidesim geldi. Yedi yıl içinde defalarca ziyaret ettiğim, pek çok köşesini farklı zamanlarda gezdiğim şehre en çok ta yürümeye geldim. Bütün yolculuklarımın en temel amacı yolda olmaktı zaten.

Hayatım yolda şekilleniyor... Aslında varmak istemiyorum... Ben yolda olmak istiyorum !

Konyaaltı'nda ıslak bir sabah

İki çocuk, rüzgara ve dalgalara aldırmadan oltalarını attılar denize. Ben okaliptüsler altında Akdeniz özlemimi giderirken, kahkahalar ata ata dolaştırdılar misinayı birbirine. Çocukluğunu bisikletle geçiren, şimdilerde yeniden bisiklete dönen ve bisikletin bir yaşam tarzı olduğuna inanan biri olarak; her geçen bisikletliyle selamlaştım kordonda. Seyahat etmek özgürlük ya hani... İki teker üzeri seyahatin ise tadına doyum olmuyor. Renkli iç dünyaları; bakış açılarını, düşünce tarzlarını şekillendiriyor, rengarenk giyimli bisikletçilerin.

Yağmuru sevmeyen var mıdır? Sanırım yağmurun da en keyifli hali, denize düştüğü zamanı. Sahil boyu yürüdükten sonra, deniz kenarında hem denizi izleyip, hem çaylarınızı içebileceğiniz kulubeciklerde uzun uzun oturdum. Düşündüm de ... Ya hiç yola çıkmasaydım? Ne çok eksik kalırdım dedim!

Zeytin Ağaçları

Yarı Mudanyalı biri olarak, ilçemizin park ve bahçelerinde en çok zeytin ağacı görmeyi arzu ediyorum. Dahası her yerde ağaç görmek istiyorum ve onların içinde de bilhassa zeytin olmasını diliyorum.

"Şimdi Zeytin Zamanı" yazımda ailemizin ağaca ve zeytine yaklaşımı, dedelerimin zeytin hassasiyetini anlattım.

Ülkemde çok incittiler, kestiler zeytinimi...

Konyaaltı kordondaki zeytin ağaçlarının bolluğu umutlarımı tazeledi.

ANTALYA MÜZESİ

Gittiğim şehirlerde gezmek için önceliğim müzeler ve antik kentler olmuştur her zaman. Müzeler, şehirlerin beyni; antik kentler ise ruhudur diyorum ben.

Karşısında masmavi Akdeniz, bahçesine adım attığınızda ruhunuza dokunacak eserler ve "ANTALYA MÜZESİNE HOŞGELDİNİZ"

Konyaaltı sahilinde yürüyüş yaparken, uzaktaki tepede kayalıklar gözükür. İşte o kayalıkların tam arkasındadır müze.

Paris'te Louvre Müzesini uzaktan gördüğümde, birkaç saniye içinde sanki tüm zamanlara bir kültür gezisi yapmıştım zihnimde.

Oysa şimdi ne Paris’teydim ne Louvre Müzesinde...

Ancak kendimi bir an orada hissettim. Daha doğrusu bütün geçmiş zamanların sanatsal ve tarihi hayaline daldım.

Eser zenginliği, tarih derinliği, modern müze dizaynı ile kendinizi o an orada olmanın mutluluğununu yaşarken buluyorsunuz.

Türkiye'nin En Büyük Müzelerinden

- Çocuklar Bu Salon Bizim

Karain Mağarası, Çatalhöyük, Alacahöyük, Myra, Perge, Patara, Aspendos, Sümerlerden kalma tabletler, geleneksel meslekler (Testici Gamber, Nalbant Nebi, Yorgancı Ali, nostaljik fotoğrafçı) çocukların hafızalarında yer edecek şekil ve düzeyde, bir görsel şölen halinde sunulmuş. En uzun süre kaldığım ve çok keyif aldığım bölümlerden biriydi.

- Herakles Lahdi

Geçtiğimiz yıl, Eylül ayında haberlerden, sosyal medyadan heyecanla takip ettik yurda dönüşünü. 57 yıl önce Perge Antik Kenti'nden İsviçre'ye kaçırılan lahit sonunda yurdunda artık. Müzede kırmızı şerit ve gül yaprakları arasında, evine yeni dönmüş ev sahibinin özlem ve sitemkar haliyle karşılıyor misafirlerini ve hasret gideriyor aynı tarihi paylaştığı ailesiyle.

Lahit, Yunan mitolojisinde Herakles, Roma'da Herkül olarak tanınan kahramanın 12 görevini betimliyor.

Yorgun Herakles Heykeli

1980 yılında, Perge Antik Kentinde Prof. Dr. Jale İnan (Türkiye’nin ilk kadın arkeoloğudur) ve ekibi tarafından alt kısmı bulunan heykelin, üst kısmı ise ABD'nin Boston Müzesinde farkedilmiş, 2011 yılında ise yurda getirilerek birleştirilmiştir.

Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın açıklaması bana çok anlamlı gelmişti. Hislerime tercüman olan sözlerdi. “Alt ve üst parçaları arasındaki 40 yıllık hasret bitti. Belki taşların da canı var ve belki bugün burada, bu alt ve üst parça birbirine kavuştuğu zaman, belki inanılmaz, bizim bilmediğimiz dünyada bir sevinç doğacak. Bütün bu sevinçler inanıyorum ki topraklarımıza bereket getiriyor. Topraklarımıza turizmin, kültürün, uygarlığın bereketini getiriyor.''

Herakles'in müzedeki yeri oldukça özel ve dikkat çekici. İşte onu orada gördüğünüz an, derin bir saygı ve öğrenme isteğiyle yaklaşıyorsunuz; sanata, bilime, estetiğe...

Hepsini barındıran güzel topraklarınızın, medeniyet zenginliğine.

( Ve ben bunları yazarken Çingene Kızı Mozaiği'nin ABD'deki eksik parçaları Türkiye'ye getirildi haberleri yayınlandı)

...

Müzede, Alt Paleolitik Çağ'dan Roma Devri'ne kadar uzanan muazzam bir koleksiyon mevcut ve müze 1988 yılında Avrupa Konseyi Özel Ödülü'ne hak kazanmış.

Müzenin kurulma fikri ise Birinci Dünya Savaşı sonrası Antalya'yı işgal eden İtalyanların, buradaki eserleri İtalyan Konsolosluğuna taşıma girişimleri sonrası doğmuş. Antalya ve ülkemiz, müze atılımında bulunan Sultani Öğretmeni Süleyman Fikri Bey'e minnet borçludur.

Müzede sergilenen eserlerin tamamının yöreye ait olması ise Mustafa Kemal Atatürk'ün; "Hiç şüphesiz ki Antalya dünyanın en güzel şehridir" sözünün ne kadar sağlam temellere dayandığını gösteriyor.

Doğa tarihi ve prehistorya koleksiyonu, tanrı ve imparator heykelleri, mezar kültlerine ait eserler, sikkeler, mozaik ve ikonalar ile etnografya eserleri arasında gezip, açık hava müzesine geçmek, müze bahçesinde heykeller, heykellerle uyum içinde pozlar veren kediler, asil tavus kuşları arasında çayımı, kahvemi içmek dünyalara bedel dakikalar oldu benim için.

Serzeniş: Pamukkale'de ve Ankara'da Japon turistler çok dikkatimi çekmişti. Pamukkale'de bilhassa Japonlara yönelik tabela ve açıklamalar çok boldur. Tarihe meraklı bir millet oldukları aşikar. Antalya Müzesini gezerken yine bir grupla karşılaştım. Aralarında gençler olduğu gibi, yaşları genel olarak orta yaş ve üzerindeydi. Her eseri çok dikkatli ve rehberlerini can kulağıyla dinleyerek incelediler. Aralarında yorum yaptılar ve hayranlıklarını dile getirdiler. Bir ev sahibi gözüyle bizim için, bu yaklaşım mutluluk verici.

Aynı grubun arasında, bu kez lise çağında, okul gezisi olarak müzeye gelmiş bir öğrenci topluluğu vardı. Muhtemelen çoğu Antalyalı olan lise öğrencileri. İnanın, müze görevlisinin kaç kez uyarmaya geldiğini ben sayamadım.

"Gençler, lütfen heykellere sarılmayın."

"Arkadaşlar, heykellerin üzerine çıkmak size yakışıyor mu?"

Aralarındaki ciddiyetsiz ve ortamın ruhundan çok uzak konuşmalara ise ben kulak vermemeye çalıştım.

Aynı günün akşamı, otogarda bir çay ocağında; televizyon açıktı. Yine lise çağında gençler oturuyordu. Birinin elinde çay bardağı vardı ancak bir süredir ne içiyor ne de çayı tabağına bırakıyordu. Çünkü bütün dikkati televizyonda açık olan Çukur adlı dizideydi!

Yorum kısmını boş bırakıyorum.

………………………………………….

Antalya Müzesi Adres: Bahçelievler Mahallesi, Konyaaltı Cd. No:88 Muratpaşa

YORUM EKLE