banner2

Kısa Dönem Müezzin

Ortaokulda okuduğum yıllar, 12-13 yaşlarındayım. Cepte paranın, dolayısıyla da sağa sola kaçmanın moda olmadığı yaz tatillerinden birini eda ediyoruz.

Hava sıcak, sokaklarda kimseler yok.

Pınarbaşı’nda bile!

Can sıkıntısını gidermenin tek yolu kitap okumak…

Ama o da kesmiyor.

Evde pineklediğim günlerden birini daha yemeye çalışırken, ezan sesini duyuyorum.

Birden aklıma camiye gitmek geliyor. Camiye gitmenin(!), ibadet etmenin yasak olmadığı(!) dönemlerdeyiz…

Hemen caminin yanı başında Yer Kapı Fırını...

Tahinli Pideler, gevrek simitler…

Üfffff! Neyse!

Camide; çarpsan, toplasan, sağdan soldan saysan beş kişiyiz.

Aslında fena da değil, yaz sıcağında geniş geniş takılıyoruz.

Ben namazı beş vakte çıkarırken, camideki kalabalık ta giderek azalmaya başlıyor.

İmam namazı kıldırırken, mahalle muhtarımız müezzinlik yapıyor, ben de cemaati oluşturuyorum.

Zamanla ağırlığım artıyor ve minareye çıkıp ezanı okuma görevini alıyorum.

Minareden yüksek yapı yok henüz.

Kabe'nin sermayenin işgaline uğramadığı ve ihtişamını sadeliğininden aldığı yıllardı.

Orada bulunmak ürkütücü ama bir o kadar da keyifli.

Herkesin bana baktığını düşünüyor, iyice havalara giriyor ve sesimin her yerden duyulmasını sağlamaya çalışıyorum.( İşin en güzel yanı da, mikrofon ve hoparlörün olmamasıydı kuşkusuz.)

İmamımızın hastalandığı bir gün, görevi muhtar abimiz devralınca, ben de doğal olarak müezzinliğe terfi ediyorum.

Kendimi her ne kadar yeterli görsem de, imamlık yapmama gerek kalmıyor çok şükür.

Başarılı bir şekilde götürdüğüm ve ileride aklımın ucundan bile geçmeyecek işlere yarayacak bu güzel deneyim, yaz tatilinin sonuna kadar sürüyor.

YORUM EKLE