banner2

Anketçi Geldi Haanımmmm!

Seçim dönemlerinin vazgeçilmezi anketlerdir. Dünyada ciddi veri tabanı üzerinden yapılan anketler ülkemizde ilk ortaya çıktığı dönemlerde pek ciddiye alınmazdı ve iş Allah’ın takdirine bırakılırdı.

Anketçi Geldi Haanımmmm!

Bizde erkeklerin tuttuğu “takım” şapkadan, sakaldan, parkadan, bıyıktan zaten belli oluyordu.

Herhangi bir kentin en işlek bir caddesinde yapılacak 10 dakikalık bir gözlemi “iki buçuk” ile çarptığınızda seçim sonucunu bulmuş oluyordunuz.

İki buçuk da nereden çıktı demeyin. O, matematikteki “Pi” sayısı kadar sabit ve reel bir çarpandır.

Bütün erkek egemen toplumlar gibi bizde de “ben bilmem beyim bilir” durumu olduğundan, “iki buçuk” çarpanının ikisi buradan gelir.

Bu aralar ‘iki buçuk’ durumları ‘üç buçuk’ olarak ‘Ben bilmem patronum, Belediye Başkanım, Mahalle İmamım bilir ‘ şeklinde de olmaktadır.

Bu arada anketler kendi içinde de Havuzlu Anket, Hormonlu Anket olarak  ikiye de ayrılır.

Havuzlu Anket tek denek üzerinden yapılır. Patrona arzusu sorulur onun dilediği sonuç olarak açıklanır.

Hormonlu Ankette ise sonuç paraya endekslidir.

Ne kadar para o kadar sonuç olur.

Çarpanın buçuğu ise hanede yaşayan evlatlardır. Yine o dönemlerin arabasına “Babam sağ olsun” yazan gençliğin, babalarının isteği dışında irade beyan etmelerinin bedelinin “ağır” olacağı riskini göze alacağını sanırım düşünemeyiz derken, başımıza 18’lik vekiller çıktı.

Anketörlerin alan çalışması yaparak denek üzerinde çalıştığı anketler Türk siyasî hayatına ciddi anlamda sanırım Turgut Özal döneminde girdi.

Dünyaya ciddi anlamda pencere açarak iletişim olmadan hiçbir şey olmaz” diyen Özal, hem de 12 Eylül Cunta döneminde, sandıklara gidilmeden seçimi aldık diyecek kadar kendinden emin konuşmuştu.

Çünkü Kenan Evren’in seçimle ilgili ültimatom veren tavır içerisindeki konuşmasının sonucunu anketler ile anında almıştı.

Abartmadan söylüyorum ki; kısa bir süre önce İstanbul-Bursa arasında telefon ile görüşebilmek yerine İstanbul’a gitmenin daha kolay olduğu dönemden, dijital iletişimde yapılan devrim ile gerçekten lig değil, çağ atlayan Türkiye’de artık her şey telefonla halledilir olmuştu.

Anketler ve kamuoyu araştırmaları artık telefonun ucundaydı. İş öyle hale geldi ki yarışmalar bile telefonla yapılmaya başlandı.

Hatta iş telefonla ‘rahatlamaya’ kadar uzanınca aykırı bir sektör oluştu ve tuzağa düşen abazan takımı inanılmaz telefon bedelleri ödenmek zorunda kaldı.

Telefonun önce araç hali, ardından da cep hali öyle bir çılgınlık yarattı ki; bir de internet ile halvet olunca buradan sonra nereye gideceğimizin hesabını yapabilene aşk olsun diyorduk ki; cep yaşam biçimimiz oldu.

Toplumdaki iletişim hızı zaten statik olan devlet organizasyon yapılarından binlerce kat hızlı olunca, gizleme, saklama, üstünü örtme, kulağına söyleme, devlet sırları gibi kavramlar bir anda ‘sizlere ömür’ oluverdi.

Dev bir kulak artık herkesi dinliyordu. İşin garibi o dev kulağı dinleyen kulak bile icat edildiğinden dünyada ve ülkemizde kulak savaşları başladı.

Bu değişimden anketler de nasibini almış ve mutasyona uğramıştı. Başlangıçta masum bir şekilde “yüz kişiye sorduk” cümlesi ile başlayan ve oranları veren sistem, algı yaratan illüzyon olarak kullanılmaya başlandı.

Tabii ki bunların paylaşılması için ve toplumu algı bombardımanına tutmak için bir de medya gerekiyordu.

Anayasamıza göre kamuyu aydınlatma görevini yapan ve kamu vicdanının sesi olan yazılı ve görsel basın sürekli “zarar” etmesine rağmen, sermayenin ve egemenlerin ona sahip olmak için nasıl çırpındıklarını görünce vicdanlarını(!) sevmemek elde olmuyor.

Bu vicdan sahibi insanlara devlet BİK ile maddi katkıda bulununca, basın çalıştıran açısından yeme de yayında yat sektör oluveriyordu.

Çalışanlar düzene uymazsa fena halde düzeltilmesi kaçınılmaz oldu.

Basında yaşam ise bir zamanlar İngiltere’deki “Aşağıdakiler Yukarıdakiler” ilişkisinin beter halinde devam ediyordu.

Yukarıdakilere sıfat olarak “Alo” ekleniyordu ama binlerce dolar maaşları vardı. Dün FETÖCÜ olmanın bile önemi yok. Önemli olan yalama hızı ve kalitesi maaşın ölçüsü oldu.

Aşağıdakiler onlarca yıl okuma ve eğitimin ardından asgarî ücretin askeri olarak gündelikçi kadından daha az paraya çalışıyorlardı.

Bu fotoğrafın son hali ise anket firmalarının mahalle bakkallarından daha fazla olduğu bir ortamı gösteriyordu. Her sokakta bir strateji ve araştırma kurumumuz oldu. Öğrenciler harçlık çıkarmak için anketörlük işine girdiler.

Hepsi bir anda sokağa çıktığında meydanlarda denekten daha fazla anketör olmaya başladı.

Hal böyle olunca zaman ve mekândan tasarruf amacıyla anketörler birbirlerine denek olmaya başladılar.

Malum, seçimlere çok az kaldı. Aslında hiç inanmadığım burç falıma bakar gibi Hz. Google’a seçim anketi 2018 yazdım.

Karşıma onlarca madde çıkıverdi.

İlkine tıkladım, okuduğum oranlar bana “Vayy bee!”dedirtti.

Ardından başka bir maddeye girdim. Her şey, herkes ve soru aynı ama oranlar 180 derece farklı çıkınca, oldu mu bana ikinci bir “Vay bee!”

Bir başkasına girdim ve anında şoka da girdim. Binde ile ifade edilen oy alanlar başa güreşir kafaya oynar olmuş da haberimiz yokmuş.

Paran kadar konuş ile anketin kadar konuşun aynı şey olduğunu anladım.

Bas bas paraları şirkete sana istediğin sonucu versin. En azından seçim sandıkları açılana kadar mutlu olursun.

Ben bu anketleri çok sevdim, evde bir anket de kendim yapayım dedim ama “Ben bilmem eşim bilir” dönemi ile “Babam sağ olsun” devri hiç yaşanmadığından, sonuçlar istediğim gibi çıkmadı ve tek aday olarak girdiğim seçimde azınlıkta kaldım.

Bizler Bursa ve ülkemiz için oy verirken anketlere bakacağımıza, nasıl bir kent ve dünya istediğimizi, nasıl bir ülkede yaşadığımızı düşünelim ve partilere değil adaylara oy verelim.

Eğer bir tavır göstermek istiyorsak, onu da iki pusulada oylarımız ile gösterelim diyorum.

Güncelleme Tarihi: 27 Haziran 2018, 11:11
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER