banner2

Serbest Dolaşan Met'a'şk…

“İnsanlar sizden uzaklaştığı zaman bırakın gitsinler. Kaderiniz onlara bağlı değildir ve bu onların kötü olduğu anlamına da gelmez. Sadece sizin hikâyenizdeki rollerinin sona erdiği anlamına gelir” diye bir söz dolaşıyor internette.

Altında da Julia Roberts’ın adı var.

O dünyanın en güzel en zengin kadını bile kocası tarafından aldatılmış…

Muhtemelen bu sözü o zaman söylemiştir.

En olmadık zamanlarda en olmadık şeyleri düşünme yeteneğine hayran olduğum arkadaşım Deniz bu sözü, sosyal medyada sıkça yapıldığı gibi benimseyip paylaşmak yerine, eleştirerek yine farkını ortaya koydu.

“Julia ablamızın bu tavsiyesi bana Adam Smith'in 'laissez faire, laissez passer' şeklinde ifade ettiği liberal ekonomi kuramını anımsattı...

'Ne alaka' dediğinizi duyar gibiyim. Demeyin...

Günümüz insan ilişkileriyle çok benzeşiyor bence. Hür girişim, serbest dolaşım derken insanların da bugün birbirleri için bir hikaye öğesinden ibaret olduğu, kullanım süresi dolan, işlevini tamamlamış, ya da son kullanma tarihi geçmiş kişilerin yenilerine yer açmak üzere gitmesi gerçeği…

İnsanlar bir kıyafet, bir eşyadan daha fazla bir şey değil birbirleri için. Duyulan sevgilerin, biriktirilen anıların, yol arkadaşlıklarının da pek bir önemi yok. Julia abla, 'takma kafana gitsin, geçsin, bu açıdan bak ve mutlu ol' diyor kuşkusuz iyi niyetlerle... Ama bu bakış açısında kadraj insanın duyguları da olduğunu göremeyecek kadar dar bence.”
 

Gerçekten de insan ilişkileri kapitalist üretim biçimi tarafından yönlendiriliyor. “Çabuk tüket, yenisini al” felsefesi gönül ilişkilerine de böyle yansıyor çağımızda.

Evet ve elbette ki hayat devam ediyor, edecek de, ama nasıl? Hücrelerine kadar sinmiş geçmişini, anılarını bilgisayarın “sil” tuşuyla yok edebilir mi insan?

Bir insanı insan yapan duygulara, sevgiye, aşka, vefaya, dayanışmaya, arkadaşlığa, yoldaşlığa, birlikte yola çıkıp başarmanın verdiği hazza ilişkin yaşanmışlıklar ne olacak? Kapitalizm, insanı insan yapan duyguları da metalaştırmış ve insanın zihnine işlemiş, “doğru olan budur” diye dayatıyor.

Bence Julia, sadece teselli bulmaya çalışıyor bu sözlerle… Başka çaresi yok.

Arkadaşım Deniz, “Yılın son tatilini yaparken, nefis bir Eylül akşamında kumsalda içkimi yudumlayıp, güzel bir müzik eşliğinde ay ışığının deniz yüzeyindeki dansını izleyip keyfini çıkarmak dururken ne diye burada saçmalıyorum ki?” diyor yorumunun sonunda…

Yok arkadaşım, sen düşünmeye, “saçmalamaya(!)” devam et.

Düşünceler, biz istediğimiz zaman aklımıza gelmez ki…

O sihirli kutuda sakladıklarımızın, ne şekilde ortaya çıkacaklarını bilemeyiz. Bazen bir kelime, bazen bir fotoğraf, bazen bir koku, bazen bir ses… En olmadık zamanda en olmadık şeyleri düşündürtebilir insana.

İnsanız biz insan! Kapitalizm insan yanımızı hâlâ yok edemediyse bundan mutluluk duymalıyız. Çünkü o canavar, kendisine karşı en direngen insanları bile yutuyor, kendi ürettiği Julia’yı yutmuş çok mu?

YORUM EKLE
YORUMLAR
Süheyla Nedret Diner
Süheyla Nedret Diner - 3 yıl Önce

Çok güzel bir makale, düşüncelerime tercüman olmuş, keyifle okudum. Yüreğine kalemine sağlık. Yeni yazını merakla bekliyorum. ..